1. 08:24 23rd Mar 2010

    Notes: 4

    Şebah’lar, Cızırtılar ve Melhame-i Kübrâ’dan Notlar 2

    Nereden başlasam bilemiyorum, anlatacak o kadar çok şey var ki! Bütün gece tek bir yansıma bile boyamadım, düşüncelerim biribirine o kadar mütenakız ki, bütün gece bu tenakuzatlar meşgul etti beni.

    Gün doğumuna çok az kaldı, zamanım çok kısıtlı, bu yüzden anlatabildiğim kadarını anlatmaya çalışacağım.

    İhtiyar artık ortalıkta görünmüyor, merak etmeye başladım, tabii bir insanı merak etmem pekte makul bir şey değil, ama alışmaya başlamıştım ona. Son zamanlarda sanki benim varlığımın farkındaydı, geceleri olabildiğince az ışık kullanıyor, bazen bana baktığını bile hissediyordum. Tabii bu son dediğimin mümkün olmadığını çok iyi biliyorum.

    Çünkü ben canlı bir varlık değilim, maddesel de değilim, yani ışığı yansıtmam, ya da Melhame-i Kübrâ’dan önce var olduğuna inanılan melekler gibi ışıktan da değilim. Ben sadece karaltıdan ibaretim, insan gözü beni göremez, göremeyince de korkar insan, ışık tutar, ışık güçlü ise beni yok eder, yani var olan yokluğum sona erer.

    Bu arada hala vaktim varken ihtiyardan biraz daha söz etmek istiyorum. Bazı geceler onu uyurken izliyorum, bir kaç kez uyandığını gördüm, güzünü kapatıp uyuyormuş gibi yapıyor kimi zaman, belli ki benden korkuyor. Aslında korkuyor olması ikimiz için de daha iyi. Başka biri olsaydı bir felaket olabilirdi o an ama ihtiyar ya ışığı sevmiyor ya da cidden varlığımın farkında ve bana zarar vermek istemiyor. Işıktan hoşlanmadığımı bir şekilde anlamış olmalı, Belki de Şebah’lar hakkında beklediğimden çok şey biliyordur. Gerçeği unutmamalı ki ışık bizim için ne kadar tehlikeli ise, biz de insanlar için bir o kadar tehlikeliyiz. Ama bundan şu anda daha detaylı söz etmek istemiyorum, belki daha sonra bu konuya değinirim.

    Aslında cızırtılardan bahsetmek istiyorum ama sizin benim kadar bu konu ile ilgilendiğinizi zannetmiyorum. Her neyse, ben yinede olanları anlatacağım. 

    Geçenlerde ilginç bir şey yaşadım; cızırtılarda konudan konuya atlanıyor, sürekli insan ile ilgili konulara değinilyordu, bu yüzden kendi kendime, muhtemeldir cızırtıların insan ürünü olması dedim. Lâkin fark ettim ki cızırtılarda bahsi geçen insan benim bildiğim insandan bir hayli farklı. Muhtemelen farklı bir zamanda yaşayan insandan bahsediliyor. 

    Sizi anlayabiliyorum bu anlatıklarım size o kadar ilginç gelmemiş olabilir, ama cızırtılardan söz etmemin asıl nedeni anlattıklarımın akabinde olanlar.

    İnanmayabilirsiniz ama bir an bu konuşmalar kesildiğinde, cızırtıların çıkardığı farklı sesler duydum ve bu seslerden hoşlandığımı hissettim. Kendimi o kadar mutlu hissettim ki dinlediklerim cızırtı değil de sessizliğin ahengiymiş gibi gelidi. Sonra birden cızırtılar… 

    Ağacın altında toprakla bir olmam lazım gün doğmadan. Bu gecede buraya kadarmış. Gerisini sonra anlatırım.

     
  2. 14:16 18th Mar 2010

    Notes: 4

    Şebah’lar, Cızırtılar ve Melhame-i Kübrâ’dan Notlar 1

    Endişelerine hak vermemem yadırgadığım anlamına gelmez, ama en azından onlar diyerek ötekileştirmeseydi. Buruşuk meymenetsiz suratıyla bir de otokontrolden bahsetti. Asıl hayal kırıklığı bu adamı konuşturduğu için oldu, maskesini artık düşürmüştü, o da bir hayli çirkindi aslında. 

    Neyseki bunlara şahit olurken selameti akliyem yerindeydi. Çok takmadım ve kurtardım kendimi iblis cızırtıların esaretinden bir kez daha. 

    Cızırtılardan kurtuldum ama bir de köpekler var, nasıl hak verebilirimki onlara? Bizim gibi karanlık varlıkları ürkütücü buluyorlarmış! Aslında insan denilen aydınlık yaratıkların çok daha ölümcül olduğunu hala anlamadılar. Açıkçası köpeklerin beyinlerinin ışıkla yıkandığına inanıyorum, yoksa bu kadar saldırgan olmazlardı.

    Neyseki artık gece olmuştu; beni koruyan ağaç kökleri arsından süzülerek çıktım yer yüzüne. Sakin ve huzurlu bir geceye benziyordu. 

    Dere yatağına doğru ilerlerken gök yüzüne baktım ve ay’ın yokluğunu fark ettim, yıldızlar ışıl ışıl ışıldıyordu, çok işim vardı. 

    Yol üstünde bir kaç Şebah’a rastladım, onlarda bana katıldı. Biz Şebah’lar Melhame-i Kübrâ’dan bu yana yalnız gezmekten korkarız. Neyseki ortalıkta pek insan yoktu, gerçeği uzaktan bir kaç köpek sesi geliyordu ama onlarda tehlike arz etmiyordu, en uzak ağaç bir kaç adım ötedeydi.

    Dere yatağına vardığımızda hemen işe koyulduk, sudaki yıldız yansımalarını tek tek esved ile boyamaya başladık.

    Hepimiz işimize odaklanmıştık, bende bir yandan işimi yaparken diğer bir yandan her gündüz beni esir alan cızırtıların kaynağını merak ediyordum, tam o sırada olabilcek en korkunç şey oldu, dere kenarında ufak bir velet beliri verdi, hem de elinde ışıldak ile!